Saturday, 28 June 2014

Krakow Üniversite Rotası (University Route)




içerisinden görüntü
















Güzel Sanatlar Akademisi (Akademy of Fine Art)
Meydanın solunda numara 13’de Maciej Moraczewski ‘nin 1879-1880 tarihinde inşa ettiği, Neo Rönesans ve Neo Barok tarzı Güzel Sanatlar Akademisi. İçeriye girip rahatça gezilebiliyor. Koridor boyunca heykeller, atölyeler, ortaya çıkan işler harika. Çıplak diye kaldırılan kendi sanat okullarımızın heykellerini düşününce derin bir ahh çekmemek mümkün değildi.

Aziz Florian’ın Kilisesi (St. Florian’s Church)
Kosciol Sw. Floriana adresinde yer almakta. Burası hakkında daha önce ki yazım için link
Aziz Florian’ın hikayesi şöyle: Buranın eski Kralı, Roma’da ki Papaya haber yollar kendilerine bir aziz yollaması için. Papa bodruma inip orada gömülü olan azizlere sorar kim gitmek ister Polonya’ya diye. Kimse gitmek istemez ve duymamış gibi yapıp başka şeylerle ilgilenirler. Sadece Aziz Florian elini kaldırır ve ben gitmek istiyorum der. Papa St.Florian’ın tabutunu at arabasına koyar ve yollar. Krakow’a girdiğinde at kendiliğinden bir yerde durur ve ilerlemez. Kilisede tam oraya inşa edilir. İşte o kilise bu kiliseymiş.

Barbakan(Barbican)                                                                                                                                    

Aziz Florian Kapısı (St. Florian’s Gate)
Florian kapısı üzerinde bulunan figür St.Florian bir kova su ile yangın söndürmekte. Bir zamanların kral ve kraliçelerin taç giyme törenlerinin yapıldığı yermiş.  Şu sıra bu cadde hediyelik eşya dükkanlarının, restoranların, mağazaların olduğu bir sokak. Özellikle bir restoran var, eskiden sanatçıların en çok gittiği yermiş. İçerisinde karakalem çizimlerin, eski piyanonun olduğu, farklı iç mekan süslemelerine sahip,  loş ve otantik bir atmosferi var.  Yemekleri de fena değil.
Matejko Evi
Eczacılık Müzesi (Museum of Pharmacy)
ul. Floriańska 25
Krakow’un önemli sokaklarından birinde 15yy’dan kalma bir binada yer almakta bu müze. Jagiellonian Üniversitesi  Eczacılık Fakültesine aittir. Stanisław Proń tarafından 1946’da kurulmuş. Beş katlı bu müze türlü bitkisel ilaçlardan, bir kavanoz dolusu yılana kadar 22.000 parça oldukça ilginç ekipmanlar sergiliyor. Avrupa’nın en iyi ecza müzesi olduğu biliniyor.  Müze salonunda Latince 17yy’dan kalma bir de yazıt var  "Haec domus est Hygieiaâ…’’ diye başlamakta.  Tam çeviremesem de şöyle diyor: ‘Bu ev Hygeia tarafından hastalara adanmıştır. Tüm ilaçlar her türlü hastalığın tedavisine iyi gelebilir. Apollo (Doktorların başı) eliyle akıllıca yazılmış bir reçete ancak eczacının doğru hareketiyle gerçekleşebilir. Tanrının merhameti sağlığımızı daima korusun.’
 Giriş ücreti 9zl.
Czartoryski Müzesi

Polish Academy For Skills
17 Sławkowska Sokağında yer almakta. Old Town’da.
Krakow’da  bilim adına önemli iki akademiden biri burası. İçerisinde 6 temel  alanda dersler veriliyor.
 Filoloji (Dilbilim), Tarih ve Felsefe, Matematik -Fizik ve Kimya, Doğa Bilimleri, Tıp, Sanatsal Yaratıcılık
Fakültenin bahçesinde bir de geleneksel Polonya yemeklerinin yapıldığı otantik bir dekora sahip restoran var, ''Raspberry Grandma'' adında.

Aziz Mark Kilisesi (Kościół św. Marka)
Old Town’da św. Marka 10 adresinde.
1260 yılında başlamış inşası bu Gotik kilisenin, fakat yokluktan, yangınlardan tamamlanması yüzyılları bulmuş. En önemli özelliği 15yydan bir haç’a sahip erken Barok tarzındaki yüksek mabedi. Sławkowska sokağında, kilisenin dışında da, 16 yy’dan Bayan Dolorosa ve Vaftiz  Aziz John’un ayakta heykelleri var.
Protestan Fransisken Kilisesi (Reformed Franciscan Church)
ul. Reformacka 4

Üniversite sokaklarına yakın arada bir yerde,  Fransiskanlara ait bir kilise. Karşısında yarım daire şeklinde dizilmiş, haç yolunun 14 durağını simgeleyen anıt mezarların olduğu bir bahçe var.
Kilisenin içi pek etkileyici değil ama burayı önemli yapan en çok da bodrumundaki rahipler ve kilise koruyucularına ait (yaklaşık 1000 adet)mumyalar. 1667 yılından beri tabutsuz olarak, başlarının altında bir tahta parçası dizleri kuma gömülü burada bulunuyorlar.  Kilise duvarında 17 yy dan kalma bir çan, ölüm için kullanılıyormuş.  İnanca göre birisi ölürken bu çan çalınıyor, böylece ruh bedeni huzur içinde terk ediyormuş. Kaç kere denediysek bu bölüm hep kapalıydı, göremedik. Sonra öğrendik ki yılda sadece bir kere 2 Kasım tarihinde ziyarete açılıyormuş. Kilise girişinde panolarda fotoğrafları var mumyaların ille de görmek isteyenler için fakat pek tatmin edici değiller.

Szczepanski  Meydanı (Plac Szczepanski Square)

Krakow’un bir nev’i sanat meydanı diyebilirim. Market Square’nin bir köşesinden başlayan Szczepanski sokağının hemen bitiminde karşımıza çıkıyor.  İçerisinde Sanat Sarayı, Szolayski Müzesi, Bunkier Sanat Galerisi, Tarihi Binalar, Eski Tiyatro(Stary Teatr) ve sanatçıların takıldığı kafeler yer almakta. Bunlardan birisi Bomba Cafe mesela.

Benim en sevdiğim meydan burası oldu, genelde daha sakin, huzurlu.  Bazen önemli sanatçıların konserleri de veriliyor burada.


Szolayski Müzesi
Link Ulusal müzeler yazımdan

     Sanat Sarayı (Palace of Art)
Beyaz Antik Yunan /Art Nouveau tarzında ki binanın üst kısmında şerit gibi uzanan altın varaklı figürler ve ortada bronzdan ressam Jan Metejko’nun bir büstü var. Duvarlar ressam Jacek Malczewski  tarafından dizayn edilmiş. Mimarı ise Francis Mączyński . (1898-1901) Dış görünümünü daha da zenginleştirmek için önünde bir de fıskiyeli havuz bulunmakta. Şu anda Sanat Dostları Derneğine ait bir yapı. Saray içerisinde genelde öğrencilerin, çağdaş resim ve heykel çalışmaları olan ve belli sürelerde değişen sergiler bulunuyor. Ben 12 zl ödeyip içeri girdiğimde biraz hayal kırıklığı yaşamıştım doğrusu. Sergi giriş ve zemin katında oluyor.   
       Bunker of Art
Szczepanski Meydanı köşesinde  ki Planty Park tarafında, hemen Sanat Sarayı’nın karşısında. 1965 tarihinde yapılmış. Böylesi tarihi mekanlar arasında çirkin gri betondan bir bina olduğu için Sığınak (Bunker) lakabı takılmış ve öylece de kalmış. Polonya Çağdaş Sanatının gelişmelerini takip edebileceğiniz sergileri oluyor genelde. Heykel, video, Resim, grafik gb bir çok alan için büyük her türlü imkana sahip bir galeri.  Her 3 yılda bir dünyanın en büyük Uluslararası Baskı sanatları Festivaline ev sahipliği yapıyormuş. En son gittiğimde iç mimari sergisi vardı.
Giriş ücreti 12 zl.

Bunkier Café si, Krakow sanatçı ve sanatseverlerine ev sahipliği yapan her daim kalabalık bir kafe. Sıcak birası harika. Ahşap masaların üzerinde Polonya geleneklerine özgü beyaz danteller serili. Ortamı rahat, hoş bir mekan.
Aziz Anna Kilisesi (Churh of St. Anne)
Sw. Anny street,
Polonya’nın en kıymetli barok eserlerinden birisi bu Üniversite kilisesi.  Yapı, eserlerini Roma örneklerinden esinlenerek hazırlayan Gameren’li Tylman’ın projesidir. İç mekanda ki zengin stuk bezeme Baltazar Fontana’nın eseriymiş. Ana altarda ki, St. Anna Samotrzec tablosu da, ressam Jerzy E. Siemiginowski çizimiymiş. İçerisinde Üniversite Prof. Aziz Jan Kanty’nin de mezarı bulunuyor. Kopernik heykeli üzerinde ‘Sapere auso’ ( Bilge olmaya cesareti olan için) yazıyor.  Gördüğüm en güzel sanatsal kiliselerden biriydi.

Jagiellonski Üniversite Bölgesi
      Collegium Maius
ul.Jagiellońska 15 adresinde 650 yıllık bir üniversite
Old Town’da, Jagiellonian Üniversitesi’nin en eski fakültesi. Üniversite Polonya Kralı III.Kazimierz tarafından 1364 yılında kurulmuş. Polonya’nın en eski,  Orta Avrupa’nın ise en eski ikinci üniversitesiymiş. (Birincisi Prag’ta) Üniversitenin aslında sadece adı varmış, üyeleri, seminerlerin yapıldığı değişik mekanlar ve öğrencileri. Fakat Kralın ölümünden sonra Akademi düşüşe geçmiş. Profesorler ve öğrenciler bir araya gelemez olmuş. 

1390’larda Kraliçe Jadwiga ‘nın vasiyeti  üzerine ve bunun için bıraktığı tüm mirası kullanılarak, Kral Ladislaus Jagiello tarafından Üniversitenin ilk binası Collegium Maius  yaptırılır (1400) ve düzenli bir eğitim başlar. O dönemler daha çok Liberal Arts ki ilk üç yıl her öğrencinin mecburen alması gereken derslermiş. İçerisinde, matematik, fizik gb konulara yer veriliyor. Sonrasında ise öğrenci istediği alana yönlendiriliyormuş ki o zamanlar en çok tercih edilen bölüm İlahiyatmış. Kopernik’i, Sobiseki’yi, John Paul II’yi yetiştiren bir üniversite olarak da bilinir.  İç avlusu her zaman ziyaretçiye ücretsiz açık ve hep kalabalık. Avluya bakan büyük bir saatin, saat başı kapılarını açıp, müzikle yaptığı küçük şovu izleyebilirsiniz. Üst katta bulunan müzesine Salı günü saat 3’ten sonra ücretsiz girilebiliyor. İçeride kütüphanesi, profesör odaları, tarihi birbirinden etkileyici parçalar, 1510 yılında yapılmış ilk dünya küresi, saat koleksiyonları, mobilyalar sergilenmekte.

     Collegium Novum
1873-1887 yılında Neo-Gotik bir mimari sitilde inşa edilmiş. Jagiellonian Üniversitesi’nin sonradan eklenen bir binası.  Bu sebeple ‘yeni kolej’ anlamında Collegium Novum adı verilmiş. 1999 yılında son restorasyonu da tamamlanmış.  Profesörlerin, rektörün odaları ve bazı derslikler bulunmakta içerisinde. Üniversitenin idari binası diyebiliriz. Tarihte Sonderaktion Krakau  olarak bilinen olayda 183 profesörü tutuklanarak kamplara gönderilmiş, Nazi işgali sırasında.  Üst kattaki bu toplantı salonunda hala olayın yazıldığı bir de plaka mevcutmuş. Biz göremedik kapısı kapalıydı maalesef. Hala her yıl 6 Kasımda Üniversite binalarının dışına siyah bayraklar asılıp, çelenk bırakılıyormuş. Böyle bir Üniversite okumak isterdim dedim, binadan içeri girer girmez. Uzun uzun sütunları, sade ve şıklığı, avlusu, kapıları…  Binadan çıkınca sağda Kopernik’in çiçekler arasında bir de heykeli var. Collegium Maius’un arkasında yani.   

Piskopos Sarayı  (Episcopal Palace)
Franciszkańska sokağı No:3 adresinde.
Piskopos Sarayı, John Paul II’nin ziyaretlerinde kullandığı zaman zaman bu pencerelerden müritlerine seslendiği yermiş. Hala önemli  dini günlerde, kalabalık, bu sarayın etrafında toplanmakta. İçeriye girilemiyor ama John Paul II’nin heykelinin de olduğu avlusunu görmek mümkün. Bina 14yy’a tarihleniyor. 16 ve 18yy’larda yangınlar, afetler sebebiyle yenilenmiş. Avlusu 1567’de Mimar Gabriel Słoński tarafından tasarlanmış. Genel olarak Rönesans ve Barok bir özellik taşıyor.
 

Larisch Sarayı
 Bracka Sokağı 12 numarada bulunuyor. Tüm Azizlerin Meydanı deniyor bu bölgeye. Jagiellon Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesine ait bir saray. 18yy başlarında yapılmış, dekoratif pencereleri, Barok tarzı sütunları var. Binanın yan tarafında buraya ait içinde kafeteryası da olan bir de kitap evi var.

Arkeoloji Müzesi (Archaeological Museum)
 Müze, Ul.Senato 3  adresinde, Old Town’a yakın, tarihi bir evde. Büyük bir bahçesi var. Bahçenin ön tarafında ki binada arkeolojik sergiler, bahçenin arkasında küçük bir alanda da eski cezaevi gezilebiliyor. 1816 yılında Polonya işgal altındayken, Krakow Bilim Derneği kurulmuş ve buranın ileri gelen üniversiteleri, bilim adamları, entelektüelleri çalışmalara başlamış. 1848 yılında Liczkowce köyü yakınında, müzenin en değerli parçalarından birisi olan 9yy’a ait, Slav tanrısı Zbruczu heykeli bulunmuş. Heykel, 2.57 m yüksekliğine, 30 cm genişliğe sahip. Üst bölge göksel bölge, orta bölüm insanların yaşadığı bölge ve yeraltı gibi üç bölümden oluşan bir penis görünümüne sahip. Bununla doğurganlığı sembolize ettiği düşünülüyor. 1850 yılında da müze kurulmuş.
Müze üç katlı. Üst katta büyük salonda, ilk çağ, ortaçağ yaşamı, giyim kuşamı balmumu heykellerle hikayeleştirilerek anlatılmış. Bir odasında Slovik tanrıların bulunmuş tek örneği olan Zbruczu heykeli var. Diğer odalarda da, 1000-1300 yıllarına ait takılar, mezar taşları, iskeletler vardı.
Ara katta; Paralar, takılar, amphoralar,Mısır hitabeleri, mumyalar, Helenistik döneme ait vazolar, 1-2 yy dan, 6-7yy a kadar bulunmuş küçük figürler farklı odalarda sergileniyor, Burada aşağı inen ayrı bir bölümde de Peru koleksiyonları ilginç figürleri, 400-500 yıllarından erotik vazolarıyla kesinlikle görülmeli.
Giriş katında genelde çocuklar için derslik, küçük hediyelik dükkanlar ve kazı çalışmalarını gösteren fotoğraf sergileri yer alıyor.
Pazar günleri iki sergide ücretsiz. Diğer günler N9/Ö6zl.

Jeolojik Müzesi (Geological Museum)
Al. Mickiewicza 30 adresinde, 1969 yılında kurulmuş,  Krakow Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Jeoloji, Jeofizik ve Çevre Koruma  Fakültesine ait bir müze. Krakow’da üç  şubesi var.
Müze koleksiyonunun bir çoğu  Profesör Walery Goetl ve Doktor Eugeniusz Panow tarafından 20. yüzyılın ilk yarısında toplanan parçalardan oluşuyor.
Ana bina AGH’nin, üç koridorunda, 200 civarında ki vitrinlerinde binlerce parça sergilenmekte. Krakow’un jeolojik ve doğal minarel zenginliği, karsic etkisi, Paleontoloji gibi sergiler var. Oldukça popüler ve buranın en iyi jeoloji müzesi.  Biz buranın bir de taş festivaline denk gelmiştik, üç gün tıklım tıklım sürdü bu binada.  İçeride türlü türlü taşlar, bu taşlardan yapılma hediyelik eşyalar, gayet de uygun bir fiyata satıldı.
Collegium luriducum

bilgilendirme












Collegium Broscianum

bilgilendirme










Church of St.Peter and Paul
Church of St. Andrew
Archdiocesian Theological Seminary
Wawel kalesinin alt sokağında Planty Park içerisinde yer alıyor. Eklenerek büyümüş bir bina. Arka caddeden de girişi var fakat ziyaretçi girişi yasak. Bu bir nevi rahip yetiştirme okulu diyebiliriz.  
Dlugosz Evi (Dlugosz House)
ul. Kanonicza 25
Sokaktaki bir çok yapı gibi buranın da geçmişi 14yy’a dayanmakta. Evin bir yüzü Wawel’a bakar.  1450’de diplomat, rahip, tarihçi Jan Długosz ‘un ikamet yeri olarak yapılmış. Jan Długosz en önemli eserlerini bu evde yazmış.16yy’da Rönesans tarzında restore edilmiş. Evin banyo suyu tıpkı kraliyet banyolarında olduğu gibi, Rudawa nehrinin suyundan beslenmekteymiş. Duvarda ki Latince yazı bugüne kadar gelmiş. ‘’Nil est in homine bona mente melius’’  Adil bir zihne sahip insandan daha iyi bir şey yoktur. 19 yy da, Polonyalı sanatçı bir aileye de ev sahipliği etmiş. Bugün İlahi Papalık Akademisi Genel Merkezi olarak kullanılmaktadır.
Kraliyet Silah Deposu (Royal Arsenal)
ul. Grodzka 64
1533 yılında Kral Sigismund tarafından stratejik olarak Wawel’in bir ayağı olarak yaptırılmış. Grodzka kapısının yanında, kent surlarının bir parçası olarak yer alıyor.
Planty Park
Florian Kapısı ve Barbican arasında dairemsi bir şekilde Krakow’un eski şehrinin duvarlarının dışından çevreleyen, içinde bankların, çiçeklerin,  bisiklet ve yürüme yolunun, kış günlerinde kartpostalları süsleyen uzun ağaçlarının, bir çok sanatçıya ilham olmuş yemyeşil büyük bir park. İçerisinde farklı noktalarda Polonya’lıların, tarihteki ünlü kişilerinin heykelleri de var. İkinci Dünya Savaşında hasar görse de 1989 yılında restore edilmiş. Park yürüyüş parkuru yaklaşık 4km ve boydan boya yürümek (hıza göre) bir saati alabiliyor. 


Saturday, 21 June 2014

Nowa Huta Yürüyüş Rotası 2.Part

İkinci gün, Güney ve Doğu Yönlü yürüyüş Rotası

Dört saat yürüyüş

 

Merkezde, tramvaydan indiğimiz taraftan sağa doğru (Jana Pawla II caddesinden) yürümeye başladık. Bu yönde yeşilin her tonuna, ağaçlara, parklara doyduk. Uyarmak isterim ki bu yürüyüş rotası şehir merkezinden uzaklaşmaya başladıktan sonra, maalesef cafe, restoran gibi yerlerden pek geçmiyor, benim gibi bir çay molası sevdasına düşmeyin. Ama sahiden ya bir yürüyüş rotası haritası elimize verenler insan hiç mi hesaba katmaz bir çay kahve içecek yer de göstermeyi… Her neyse, ilk durağımız Kültür Merkeziydi.

Nowa Huta Kültür Merkezi

Şehir Merkezinde hemen Jana Pawla II caddesi üzerinde sağda. (Tramvaydan  indikten sonra karşıya geçmeden devam edin.) Okul görünümünde bir bina. 

Yan tarafında büyük yeşil bir alana sahip ve alanda aynı gün başlayacak bahar festivaline hazırlık yapılıyordu. Bina içerisinde tiyatro, müzik, sergi gibi sanatsal ve kültürel aktivitelere yer veriliyormuş. 

 

Biz gittiğimiz de sahne de prova yapan öğrenciler, alt katında da yine bir okulun resim-heykel sergisi vardı.

Łaźnia Nowa Tiyatrosu

os. Szkolne 25 adresinde yer alıyor, hemen Kültür Merkezini geçince. Komünist rejim altındayken 1950 yılında sosyalist gerçekçilik mimari sitilinde inşa edilmiş. İlk Kazimierz bölgesinde ŁaźniaTiyatr adını taşıyormuş, sonra bu bölgeye taşınarak adının yanına da Nowa ekini almış.  

Bir çok uluslararası oyun ve başarılı konserlere ev sahipliği yapmış. ‘Herkes için tiyatro’ felsefesine sahip. 

Şu an tiyatro binasının dışı oldukça bakımsız görünse de içerisinde Grolsch Artboom Festivali kapsamında ilginç bir sergisi de var. Siyah çöp poşetleriyle sarmalanmış mekanda Nowa Huta’nın tarihi, bir inşaat alanı şeklinde görselleştirilmiş ve farklı mizansen ve videolarla desteklenmiş.

Żeromski Hastanesi

Osiedle Na Skarpie 66 adresinde yer alıyor. Belediye hastanesi olarak 1954 yılında, tam bir sosyalist gerçekçi mimari temsili olarak inşa edilmiş. Önde ana binaya giden görkemli iki merdiven göze çarpıyor. O dönemin sol görüşlü bir yazarı olan Stefan Żeromski’nin soyadı verilmiş bu hastaneye ve yine onun  Przedwiośnie adlı romanında geçen Nowa Huta’da ki (Szklane Domy ) Cam Evler’den esinlenerek, bina önüne yazılmış. Yazarın 1970’ler de bir büstü hastane önüne dikilmiş. Hala aktif bir hastane.

Aziz Bartholomew Kilisesi (Kościół św. Bartłomieja)

Klasztorna sokağı

 

 

1466 yılında o sırada Mogila köyünde yaşamakta olan keşişler desteğiyle, Matthias (Maciej?) Mączka tarafından yapılmış. Rokoko renkli duvarlar, yüksek sunakla tamamlanıyor. 

Bu ahşap kiliseleri gerçekten seviyorum. Kokuları, renklerin bu fon üzerinde ki şıklığı, yaydığı samimi sıcaklığı keyifli gerçekten. 

 

Özellikle şimdi üzerinde enerji tasarruflu ampullerden takılmış bir avize, aslında mumlar için ve duvarların renginde tasarlanmış çok orijinal bir parçaydı.

 

Mogiła Cistercian Kilisesi ve Manastırı

Klasztorna sokağında Aziz Bartholomew Kilisesi’nin hemen karşısında yer alıyor.

Kilise 1222 yılında Gotik tarzında Başpiskopos Iwo Odrowąż tarafından kurulmuş. Yeni getirtilmiş Cistercian  keşişleri Mogila köyüne yerleştirilmiş ve bu kilise de prestij gösterisi olarak yaptırılmış. 

Wawel Katedralinden sonra bölgenin en büyük ve etkileyici kilisesi olmuş. 16yy’a kadar Odrowąż ailesinin mezarları da burada bulunuyormuş. 1569 yılında Polonya Rönesans tarzında yan tarafına kırmızı tuğlalardan bitişik bir manastır , arka ve ön bahçe de ilave edilmiş. 

Bahçesinde John Paul II’nin bir heykeli bulunuyor şimdilerde. Manastırın içine giremedik maalesef. Ama kilisenin mabedindeki vitraylar hoşuma gitti, küçük ve etkileyiciydi. Ayrıca tavan süslemeleri de bana bizim ebru sanatı örneklerini anımsattı.

 

 

Zalew Nowohucki Gölü

Manastır ve ahşap kilisenin olduğu sokaktan geriye dönüp karşıya geçtik. Küçük bir pazarın arkasından Danilowskiego sokağına döndük. Sağda mezarlığı geçip sosyalist gerçekçi sitilinde yapılmış bina ve sitelerin avlularından yürüyerek ana caddeye çıktık. 

Bulwarowa üzerinde sağda Zalew Nowohucki gölü etrafında ki yeşil alanı ve bankları biraz dinlenmemizi sağladı. Birde çay içebileceğimiz düzgün bir yer olsa etrafımızda süper olurdu tabi. Bu yapay göl 1957 yılında 17 dönümlük bir alan içinde dinlenme tesisi olarak açılmış. Dłubnia nehrinden beslenmekte olan bu gölde oldukça balıkçılık yapanlar var. 

Göl üzerinde ördekler ve vahşi bakışlı kuğular yüzmekte. Nasıl bir tezat oysa ki değil mi,  bu narin görünümlü hayvanlar kanatlarıyla kolumuzu kırabilecek güçteler. Gölün sonunda umumi tuvalet yerlerinin karşısındaki ağaçlık patikadan içeri girerek, en çok kullanılmış patika yolu takip ettik. Krzesławice bölgesine geçmiş, küçük bir otopark alanında Jan Matejko Evi’ne ulaşmıştık.

 

 

Jan Matejko’nun Malikhanesi

Zalew Nowohucki gölünün arkasındaki yeşil alana saklı küçük bir köy aslında Krzesławice. Bu köyün girişinde Jan Matejko’nun önünde büstünün de bulunduğu bu ahşap ev ziyaretçilere sadece Cuma günü açık diye biliyorduk web sayfalarından. Fakat işte Cumartesi günü olmasına rağmen kapısı açıktı. İçeri girdik salonu odaları gezdik, tam biz çıkarken yaşlı asık suratlı bir bayan geldi yanımıza, meğer bilet almamız gerekiyormuş girerken, pardon ama hiçbir görevli yoktu ve kapısı açıktı… Neyse öyle çıktık. 7 zl kişi başı giriş ücreti var buranın. 

Polonya’nın 19yy en büyük ressamı Jan Matejko. 1876 yılında satın almış bu evi. Buranın asıl sahibi 1793’te buradan sürülerek mallarına el konulan siyasi yazar Hugo Kołłątaj’mış.1960 yılından sonra da Beaux Sanat Dostları Derneği burayı müzeye çevirmiş. İçeride Matejko’ya ait antik eşyaları, tabloları ve büstler yer almakta.     

Vaftiz Aziz John Kilisesi

ul. Wańkowicza

 

Jan Matejko evinin hemen karşısında, içinde yeni bir düğün töreninin tamamlandığı 17yy’dan kalma ahşap kiliseye geldik. 1633-1648 yıllarında Jawornik köyünün Ukrayna ile sınır olan dağında yaptırılmış. 1980’de  yıkım kararı verilince Krzesławice ‘de bir açık hava müzesi oluşturulması amacıyla buraya getirtilmiş bu kilise. Fakat sonra bu proje iptal olmuş. Ahşap kiliseye bir de sonradan kule ilave edilmiş. 

Biz içeri girdiğimizde düğün dekorları vardı sıralarda, mabed önünde. Rahip bizi görünce telaşla önce durdurdu sonra ışıkları yaktı ve tataaam! Şeklinde kiliseyi gösterdi. Sevimli bir adam. Kilisenin içinde yine o sevdiğim ahşap huzur…

Buradan sonra uzun bir yürüyüşle Meşhur Fabrikanın Kapısının yolunu tuttuk.

 

Vladimir Lenin Çelik Fabrikası (Yeni adı: Huta im. T. Sendzimira)

Solidarnosci ve Ujastek caddelerinin kesiştiği göbekte yer alıyor fabrikanın giriş kapısı. İçeriye ziyaret kaldırılmış maalesef.

Mimar Janusz Ballenstedt, Janusz Ingarden, ve Marta Ingarden fabrikanın dizaynını yapmış. Sosyalist Realist mimari tarzın ulusallaşması için Polonya’nın en güçlü ve köklü mimari biçimi Rönesans’tan esinlenilmiş.  22 Temmuz 1954 yılında fabrika açılmış. İsmi 1990 yılına kadar ‘Vladimir Lenin Çelik Fabrikası’ olarak kalmış. Komünizm sonrasında fabrikanın bilim adamı ve mühendisi olan Tadeusz Sendzimir’in adı verilmiş. 

 Mogiła köyü ve çevresindeki arazileri kaplayan devasa bir fabrika. 1970’lerde 40.000 kişinin çalıştığı fabrikada, yılda yaklaşık 7 milyon ton çelik üretilmiş. 1980’lerde de sayısız eylemin ve protestonun merkezi haline gelmiş.

Fabrika Sovyetlerin Nowa Huta’da tam bir komünist şehir kurma hayaliyle kuruluyor önce. Tabi burada çalıştırılacak işçiler proletaryayı oluşturacağı için onların yaşayacağı birbirinin aynısı tek tip binalar da inşa edilmiş. Tarıma en elverişli topraklarda kurulan bu fabrikanın, ham malzemesinin başka bir bölgeden buraya vagonlarla getiriliyor oluşu da ayrıca bir konu tabi. Bazı bölümleri kapatılmış sonradan ama halen Avrupa’da ki çelik ihtiyacının büyük kısmı buradan karşılanıyor.

Fabrika kapısının etrafında bir küçük market, bir de döküntü bir alkolik barı var. Binmeyi planladığımız otobüs için beş saat beklememiz gerektiğini görünce yürümeye karar verdik tabi, neyse ki iki duraklık bir mesafeydi. Uzun bitmeyecek gibi görünen bir otoyolun kaldırımından yürüyüp Wanda Höyüğüne ulaştık.

Wanda’nın Höyüğü (Kopiec Wandy)

Çelik fabrikasından sonra iki tarafının yeşillikle sarıldığı Ujastek Mogilski otoyolunun kaldırımından yürümeye başladık. Yaklaşık 15 dak. bir yürüyüştü ama önceki üç saatlik yürüyüşün üstüne eklenince benim halim mecalim kalmamıştı. Üstelik hiç mi bir kafe bulunmaz bu yerde diye söylenmekten kendimi de alamıyordum. Solda tramway yolunun geçtiği yerle birleşen bir merdivenden yukarı çıktık. İşte Wanda Höyüğü karşımızdaydı. 

Öyle pek yüksekliği yok manzarası da sadece yeşillik. Mogiła köyü aslında M.Ö 5000 yıllarından buyana sürekli bir yerleşim yeri olmuş. Arkeologlar için hala bu höyüğün yapım tarihi bir gizem. Lider teorilere göre 6. ve 10. yy arasında Slavlar veya Keltler tarafından yapılmış. Rivayete göre Kral Crak öldükten sonra güzel kızı Wanda kraliçe olmuş. Evlenmesi istenmiş. Adaylardan hiç birini beğenmemiş Wanda, sonra da bir açıklama yaparak hiçbir zaman evlenmeyeceğini bildirmiş. Tabi bunu duyan herkes çok üzülmüş fakat Alman olan aday bu duruma çok öfkelenmiş. Ordusunu toplayıp Wanda’nın topraklarına saldırmış. Wanda’nın ordusu onları geri püskürtmüş. Bu zaferin ardından Wanda tanrılara teşekkür için bir kurban sunmak istediğini belirterek kendini nehre atmış.

 Nehirden çıkarılan bedeninin değdiği ilk karaya mezarı yapılmış. Böylece bu höyük hala Wanda’nın höyüğü olarak biliniyormuş. Wanda’dan sonra gelenekleşmiş festivallerden birinde; baharın gelişini simgeleyen ve en uzun gün olan 21 Haziran’da,  bekar ve evlenmek isteyen kızlar saçlarına otlardan çiçeklerden birer taç yapıp, burada nehre bırakıyorlar. Geleneğe göre (eskiden) kızı seven yüzerek yada sandalıyla o tacı yakalayabilirse onunla evlenmeye hak kazanıyormuş. Şimdilerde sadece törenin bir parçası.     

Branice Malikanesi 

2b Sasanek Sokağında,  Krakow Tarih Müzesinin bir şubesidir. Saat 14:00’den sonra açılıyor. Giriş ücretsiz. Gitmeden yine de web sayfasını kontrol etmeniz yararınıza olur.

Wanda Höyüğünde ki merdivenlerden hemen inince karşı istikametteki tramvay durağından 21 no’lu tramwaya bindik. Pleszow’da indik. Burdan da bir iki durak mesafedeki Szymanskiego’ya giden bir otobüse binip, aynı adlı durakta indik. 

Szymanskiego durağında inince benzin istasyonunun yanındaki yoldan yürümeye devam ettik.

 Yol küçük ‘shrine’den  (dua noktası) sonra ikiye ayrılıyordu. Biz sağdaki ağaçlıklı yoldan devam ettik. 

Branice ismi ilk olarak tarihi belgelerde 1250 yılında ortaya çıkmış. Bu çevre köyün sahibi bir aileymiş. 15yyda bir ara yönetimi başka bir aile ele geçirmiş olsa da 18yy’a kadar burası yine onların yönetiminde kalmış. 16yy’lara dayanan bu kule tam bir Rönesans mimari özelliğinde. 

Karşısında ki ev ise 19yy yapımıymış. Genelde ofis olarak kullanılıyormuş. Güleç yüzlü bir asistan olan bayan bize buranın tarihini çat pat İngilizcesiyle biraz anlattı. 

 Asıl görülecek yer zaten bu Rönesans kulesi. İçeride ki küçük iki katında, bu arazilerde ki kazılarda bulunmuş bazı parçalar ve oldukça eski bir iskelet sergileniyor. 

 Aynı gelincikli yollardan dönerek benzin istasyonunun oradan otobüse binip, Pleszow’a, oradan da tramvayla şehir merkezine dönüş yaptık.