Friday, 6 June 2014

Nowa Huta Yürüyüş Rotası 1.Part





Teatr Bagatela durağından 502 no’lu otobüse binip son durağı olan ‘Plac Centralny im R.Reagano’’da indik. İndiğimiz yer Nowa Huta’nın merkeziydi. İki farklı istikamet olduğu için iki günümüzü buraya ayırdık. İlk gün indiğimiz yerden karşıya geçerek Aleja Róż sokağına yani merkez ve kuzey istikametine doğru yol aldık.  İkinci gün de indiğimiz duraktan karşıya geçmeden güney ve doğu yönlü yürüyüş rotasını takip ettik.

İlk Gün, Merkez ve Kuzey Yönlü Yürüyüş Rotası

Yarım gün yeterli.

Merkez (Centralny Square)

Nowa Huta’yı; Polonya gibi koyu katolik bir ülkenin, en tarihi şehri olan Krakow’da, komünizm ütopyasının bir zaman gerçekleştirilmeye, yaşatılmaya çalışıldığı yer, bölge diye tanımlayabiliriz. Krakow’un doğusunda 18 ilçeyi içine alan, 7226 hektar alana sahip. İkiyüz binden fazla nüfusuyla Krakow’un en kalabalık ilçesi.

 Alman Nazi işgali sonrasında, ülkeye giriş yapan Sovyetler, Stalin öncülüğünde bu bölgeyi komünizmin yayılacağı bir merkeze dönüştürme hayaliyle 1949 yılında Nowa Huta’nın inşaatına başlanmış, baş tasarımcı mimarı Tadeusz Ptaszycki. Etrafta bulunan birkaç köy, tarihi evleriyle beraber yıkılmış. Krakow’un en tarıma elverişli bu toprakları kazılarak üzerine devasa bir alana yayılacak Lenin Çelik Fabrikası kurulmuş.

 

Nowa Huta Haç’ı (Cross)

ul. Ludźmierska 2 adresinde. 

İdeal komünist şehir modeli oluşturulurken Nowa Huta’da, eski bir manastıra ve ahşap bir kiliseye dokunulmamış ama onun dışında bu bölgede başka bir dini mekanın yapımına yetkililer karşı çıkmış. 

Bundan hoşnut olmayan burada ki işçiler ve aileleri, büyük bir ahşap haç yaptırıp, bölgeye dikmişler ve etrafında dua etmeye başlamışlar. İsteklerini duyan aslen buralı Papa John Paul II’de Vatikan’dan buraya gelerek yetkililerden burada bir kiliseye müsaade etmelerini rica etmiş. Daha sonradan yapılacak burada ki kiliseler, bu sebepten tamamen yeni ve modern bir özellik taşıyorlar.

 

Gül (Róż ) Caddesi ve Eski Lenin Meydanı

 

Merkezden içeri yani Róż caddesine girince, şimdi boş olan büyük alanda eskiden Lenin’in devasa bronz bir heykeli varmış.

 Lenin 1912-14 yılları arasında Krakow’da yaşamış. Heykeli de ülke Sovyet kontrolü altındayken yapılmış. 1989’da heykel İsveç’e satılarak, oraya gönderilmiş. Heykelin meydandan kaldırılışını izlemeye oldukça kalabalık bir topluluk katılmış. Sonra meydanın adı komünizm karşıtlığıyla tanınan politikacı,  Ronald Reagan olarak değiştirilmiş. 

 

 

Krakow Tarih Müzesinin Nowa Huta Şubesi

 

 Buranın ilerisinde ki Słoneczne 16 adresinde bulunan Krakow Tarih Müzesinin Nowa Huta şubesi’ne geldik. İki bölümden oluşan küçük bir müze. İlk içeri girince insanın yüzüne vuran komünist rüzgarı kesinlikle aldatıcı, sergi içeriği tamamen antikomünist.

 Sovyet otoritesinin halk ve işçi kesimi üzerinde ki olumsuz etkisiyle, Krakow’luların ‘Özgür ve bağımsız bir Nowa Huta’ isteğinin tarihe izdüşümü anlatılıyor. Ayrıca rejim karşıtı olarak kurulan işçi sendikasının bu dönemde ki protestoları ve mücadeleleri fotoğraflarla anlatılıyor. Sergi boyunca ödünç olarak size verilecek İngilizce katalogda, müzede ki her fotoğrafın açıklaması var.

 Çarşamba günleri müze girişi ücretsiz, diğer günler 5zl. 

 

Halk Tiyatrosu (Ludowy Theatre) 

 

Nowa Huta’nın çelikle yarışan diğer bir kolu bu tiyatro. Osiedle Teatralne Estate 34 caddesi üzerinde bir çok sanatçının işbirliğiyle kurulmuş, 3 Aralık 1955’te açılışı yapılmış. Deneysel tiyatro için kurulduğundan buyana, birinci sınıf itibarını  koruduğu söyleniyor. 

içerisinden

 

 

Arka bahçesinde oturup bir şeyler içmek te bu civarda yapılabilecek en güzel şeylerden biriydi. 

 

 

Silahlı Eylem Müzesi (Muzeum Armii Krajowej w Krakowie)

 

Tiyatronun karşısındaki sokakta Gorali Estate 23te, sağda, önünde tank bulunan Museum of Armed Action, müzesine gittik. Giriş ücretsizdi. Gördüğümüz en tuhaf müzelerden birisiydi. Tuhaf oluşu içeri girdiğimizde sanki birinin mutfağına kazara girmişiz hissine kapılmamızdan dı. Belli ki pek ziyaret edilmeyen, bakımsız kalmış bir müzeydi. 

 

Görevli bayan şaşkınlıkla yüzümüze bakıp, başka odasında ki işini yapmaya devam etti. Ne bir kamera, ne bir ilgilenen, öyle kendi halinde bir yerdi.

 Müze 2000 yılında kurulmuş.  Müze, 2. Dünya savaşında Avrupa’nın en büyük direniş ve bağımsızlık hareketlerinin burada gerçekleşmesini anmak üzere, Ev Ordusu (Home Army) olarak yeraltından çalışan gizli bir Polonya ordusuna ait. Üniformalar, silahlar, fotoğraflar gb eserler sergileniyor.

 

 

 

Tanrı’nın Gemisi Kilisesi (Ark of Lord Church)

 

1967-1977yılları arasında tamamen gönüllülerle çalışılmış,  Nowa Huta’nın ilk ibadet evi. 

Komünist makamlar kesinlikle desteklememiş. İlk köşe taşını 1969’da Aziz John Paul II koymuş. Halk iki milyon taş bulmuş sonra sadece cephesi için, çimentoyu kendileri karmış. Buna rağmen oldukça dikkat çekici bir mimari yapısıyla bu kilise, Polonya’nın Katolik inancının tam bir sembolü haline gelmiş. 

Kilisenin ortasından yükselen 70 metre haç ile Nuh’un gemisi imajı verilmiş. Önünde Aziz John Paul II’nin bir heykeli var ki bana BBC Dr Who dizisinin ‘Weeping Angels’ larını anımsatan bir pozda. Kilisenin içerisinde ki İsa ise alışılmışın dışında çarmıha gerili değil de cennete uçma halinde kollar bacaklar geride gövde öne çıkıyor.

 

Restauracja ‘STYLOWA’

 

Dönüş yolumuzda merkeze yakın, Centrum C 3 adresinde bulunan sosyalist gerçekçilik dizaynında ki restoranlarından birisi. 

 

İçerisinde sütunlar, avizeleri, sıvalı duvarları ve mermer zemini ile 1956 yılında açıldığında buranın en şık ve havalı  yeriymiş. 

 

 

Öğleden sonralı piyona resitalleri, akşamları dans, şarap ve konyak, gazeteciler, doktorlar gibi elit bir kesime hizmet veriyormuş. Sosyalist zamana göreceli kısa bir yolculuk gibiydi. 

 

Geleneksel yemekleri tatmak ve Nowa Huta’yı anlamak için ideal bir mekan diyebilirim.  Günün çorbası, salata, günün ana yemeği ve kompot (komposto) 14.90 zl. http://stylowa-nowahuta.pl/index_eng.html

 


Sunday, 1 June 2014

14. Ejderha Festivali (14th Grand Dragons Parade)

Krakow'un Wawel Tepesinde birzamanlar yaşadığı varsayılan Smok adlı ejderhanın hikayesi için buraya tıklayabilirsiniz. 2000 yılında başlamış  halka açık ücretsiz festivalin bu yıl 14. yılıymış. 




31 Mayıs'da Wawel Kraliyet kalesinin alt yoluyla,Vistula nehri arasında kalan yol üzerine panayır kuruldu. 



Çocuklar için balondan oyun alanları, yiyecek, içecek, hediyelik eşya satılan büfeler, dragon oyuncakları, luna park makineleriyle eğlence, müzik ve çeşitli gösterilerle Krakow'da gördüğüm en güzel festivaldi diyebilirim.




Aynı günün akşamı saat 10'da başlayıp yaklaşık bir saat süren havai fişek gösterisi ise bugüne kadar gördüğüm en güzel gösteriydi. 
Müthiş ses ve görüntü efektleriyle arka planda havai fişekler önde Vistula nehrinin üzerinde dumanların arasından yükselen 15m yükseklikte- 25 metreden uzun görkemli yaratıklar, dragonlar Groteska Tiyatro aktörleri tarafından canlandırıldı. İnanılmaz tıklım tıklım bir kalabalık, Vistula nehrinin tüm kıyılarını, tepelerini kaplamıştı.
 Chris'le birbirimizi kaybetmek o kalabalıkta olabilecek en nahoş şeylerden di ama neyse ki birbirimizi yeniden bulmamız fazla uzun sürmedi. Gösterinin sonuna doğru bardaktan boşanırcasına başlayan yağmurla tüm o kalabalık dağıldı. Tabi sonrasında tramvaylara otobüslere binebilmek ve içerden ezilmeden çıkabilmek gerçekten şanstı. 

İkinci gün yani 1 Haziran'da, kalabalık aynen devam ediyor, eğlence Ejderha heykelinin bulunduğu yol boyunca sürüyordu. 




Rynek Meydanında uçuşan ejderhalar oldukça keyifliydi.



 Öğlen saat 12 'de Eski Şehir sokağında, devasa el yapımı ejderha modellerinin geçidi oldu.




Her model farklı bir grup tarafından yapılmıştı ve hepsi yarışmaya dahildi. 




Çok orjinal yaratıcı modeller kendi özgün ses efektleri, müzik ve kostümleriyle geçti. Görsel Sanatlar açısından oldukça ilham vericiydi.


Yaklaşık 45 ejderha modeli, herbiri farklı materyaller kullanılarak hazırlanmıştı. Plastikler, straforlar, balonlar, tüller, kartonlar, yapay çiçekler, çöp poşetleri, kumaşlar, naturel malzemeler, yapay malzemeler, metaller...






Çocuklar için özellikle tam bir masal ülkesiydi.



 İki gün süren bu festivali gördüğüm için kendimi çok şanslı hissettim.   

Thursday, 29 May 2014

Auschwitz-Birkenau Nazi Toplama ve İmha Kampı




 ‘’Auschwitz-Birkenau, Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük toplama, zorunlu çalışma ve imha kampı.

İlk kurulan ana kamp Auschwitz I Polonya'nın Krakow şehrinin 60 km batısında, küçük bir şehir olan Oświęcim'in güneybatısında, Auschwitz II Oświęcim'in 3 km batısında Brzezinka (Birkenau) köyünde, I.G. Farben, Krupp, Siemens gibi fabrikalar için yapılan Auschwitz III ise Oświęcim doğusunda Monowice (Monowitz) köyünde inşa edilmiştir.

Auschwitz-Birkenau'ya tüm Avrupa'dan 1,3 milyon insan yerleştirilmiştir. Bunların, 1 milyonu Yahudi olmak üzere 1,1 milyon insanın öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Yaklaşık 900.000 kişi kampa geldikleri anda doğrudan gaz odalarına gönderilmiş ya da vurularak öldürülmüştür. Kalan 200.000 kişi, hastalık, eksik beslenme, kötü muamele, tıbbi deneyler nedeniyle ve daha sonra gönderildikleri gaz odalarında ölmüştür. Ortalama 6 ay içinde ölen tutsaklar, en ağır şartlarda günde en az 10 saat çalıştırıldılar. Gaz odalarına gönderilirken, saç kesme, ceset toplama, yakma gibi işlemleri de yine kendileri yapıyorlardı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Auschwitz, eski adıyla Oscwinchim, yarısı Yahudi olan 14 bin kişinin yaşadığı sakin bir kasabaydı. Auschwitz ismi, Holokost sürecinde kurban olanların ve dolayısıyla II. Dünya Savaşı'ndaki Nazi dehşetinin sembolü olmuştur. Bu kamplarda, Yahudi, Roman, eşcinseller gibi Nazilerin düşman ilan ettikleri gruplar başta olmak üzere, 1,5 milyonu çocuk toplam 6 milyon kişi ölmüştür.

1979 yılında UNESCO'nın İnsanlığın Kültür Mirası listesine eklenen bu iki kampın kalıntıları ve Yahudi mezarlığı, Auschwitz-Birkenau Devlet Müzesi ve Holokost anma mekânı olarak kamuya açılmıştır.’’ Wikipedia



Auschwitz Müze Girişi

Nasıl Gidilir?
Galeria Krakowska’nın altındaki Dworzec Glowny otobüs terminaline giderek, 8 numaralı alandan her saat başı Oswiecim yani Auschwıtz’e giden dolmuşlardan birini yakaladık. Kişi başı 12 zl ödeyerek yaklaşık bir saat yirmi dakikalık yolculuğumuz başladı. Aynı istasyondan Oswiecim’a  giden trenlerde var tabi 9 zl’ye. Sadece inince onbeş-yirmi dakika kadar yürümek gerekiyor. Alternatif olarak bir de beyaz otobüsler var ‘Lajkonik’ ler. Onlarda dolmuşla aynı ücrette ama durak yerleri Galeria Krakowska’nın yandaki caddesinde. Dolmuşlar müzeye daha yakın bir yerde bırakıyor. Özellikle saat üçte orada olacak şekilde planladık gezimizi, onun öncesinde gidildiğinde müze ücretli ayrıca tur rehberiyle dolaşma zorunluluğu var ve oldukça pahalı. 5 zl ödeyerek bir el rehberi aldık. Müze saat 18:00’de kapanıyor, Birkenau ise 19:00’da. İkisi arasında yirmi dakikada bir müzenin önünden ücretsiz gidip gelen servis otobüsler var. Son hareket saatleri 18:45.  Saat 17:30’a kadar Auschwitz’i  gezmiş oradan Birkenau içinde hızlı bir yürüyüşe zamanımız yetmişti.  Auschwitz içinde ki her binada farklı bir sergi görülüyor, binalar, yahudilerin getirildiği ülkelere göre de ayrılmış, Avusturya binası, Macaristan binası gb.  Birkenau'da ise vagonların getirildiği tren yolu ve devasa bir alanda çalıştırılan esirlerin koğuşları, gaz odaları var. Tahtadan yapılma bu koğuşların büyük kısmı dökülmüş ve sadece tuğladan bacası kalmış. Onların da diğerleri gibi koğuşlar olduğunu düşündüğümde esirlerin tüyler ürperten kalabalığı, şimdi ki bu koca sessizliğin içinde tüm ağırlığıyla kalbime oturdu.   Auschwitz’e geri dönüp Lajkonik otobüslere binerek döndük, aynı ücrette, daha hızlı ve rahattı. Gitmeden bir şeyler yemiş olun ki o civarda ne yiyecek satılan bir mekan ne de yiyecek iştahınız olmayacak. 



Auschwitz kamp girişi

Kamplar

Tabi buraya giderken bizi neyin beklediğini biliyorduk ama görene kadar insanlığımızdan böylesi tiksinmiyorduk. 

Birkenau

Akıllara durgunluk veren bir delilik elini kolunu sallayarak tüm dünyayı sarmış ve dünya bütün bunlar olurken kulaklarını gözlerini kapatarak üç maymunu oynamış. 

Tıpkı tüm soykırımlarda olduğu gibi, kahrolası derin sessizliğine sığınmış. 
Birkenau





Hala tartışılan bir soru, 13 Eylül 1944 tarihinde ABD uçakları Auschwitz yakınlarındaki Buna-Werke isimli fabrikaya bir saldırı düzenlemiş ve kayda değer bir zarar vermişken, esirleri kampa ulaştıran demiryollarını bombalayamaz mıydı?



 1940 yılında kurulan ilk kampta 70 000 Polonyalı, Yahudi’si, entelektüeli, Sovyet savaş esirleri hayatını kaybetmiş.

Fırınlar

Ölüm Duvarı
 Bu iki kampta toplam 6 gaz odası, 4 ölü yakma tesisi, ölüm duvarı, koğuşları ve gözyaşlarınızı tutamayacağınız 5 km2’lik büyük işkence alanı.   


Sadece bu kadar değil tabi sonradan 40km2’ye yayılacak 39 yan toplama kampının da başlangıçlarıydı. 

mahkumların odası, saman şilte yatakları



Birkenau 1941’de yapılırken , 100bin Rus Savaş esiri çalıştırılmış, çevrede ki köyler zorla boşaltılmış, evleri yıkılarak inşaat malzemesi olarak kullanılmış.  

  


Alanın etrafı yüksek elektrik akımlı tellerle çevrilmiş.

 Esirler hayvan taşımak için kullanılan vagonlarla direk kamp alanının içine alınıyormuş.

Yıkama,yıkanma yerleri


 Hemen gaz odasına yollanarak öldürülmemişlerse onları bekleyen çok zor ve ağır koşullarda çalıştırılacaklar, tıbbi deneylerde kullanılacaklar, bakımsızlık, soğuk, hastalık, açlıkla yavaş yavaş öldürüleceklerdi.
Genelde çalışamayacak diye düşünülen anne ve çocuklar, yaşlılar, hastalar gelir gelmez gaz odasına yollananlar olmuşlar.
Gaz Odası

Ayırma işlemlerinde hayatta kalan bazı esirler, etraftaki endüstri fabrikalarına kişi başı kiralanıyor, böylece SS’ler gelir sağlıyormuş.
Saçlar
Öldürülenlerden kalan eşyalar, altın dişler, saçlar yine SS hazinesi kabul ediliyormuş.

Bunlar yine ölüme giden esirlere toplatılıyormuş.



 Kampın ana giriş kapısında Almanca  ‘Arbeit Macht Frei’ yazılı bir levha var. 'Çalışmak özgür kılar' diyor, alay edercesine. 

Filozof Santayana ise ‘Tarihi bilmiyorsan tekerrür eder’ der.

‘’1942’de Londra’da sürgündeki Polonya hükümeti müttefik güçlerin liderlerine birer nota yollayıp temerküz kamplarında katliama son verilmesi için harekete geçilmesini talep ettiklerinde, Müttefikler; ‘her şeyi savaş sonrasında halledeceğiz’ yanıtını vermişler.’’ M. Kadıoğlu
hücreler



  27 Ocak 1945 yılına kadar süren bu işkence sonunda hayatta kalanlar kızıl ordunun (bi zahmet!) gelmesiyle kurtuluyor.
Gaz Odası

 Hayatta kalan 60 bin kişinin, 8 bini çok ağır hasta olduğundan bu kurtuluş yürüyüşüne katılamamış.
Birkenau koğuşlarından biri
Kurtarılanlardan biri olan Anita Lasker yaşadıklarını şöyle anlatmış:
“Kampa yenileri getirildiğinde bir doktor ve komutan bulunuyordu ve hepimizin gözleri önünde tasnif ediliyorlardı. Yaşları ve sağlık durumları soruluyordu. Yeni gelenler ise ne olduğundan habersizdi ve sağlık sorunlarını söyleyerek aslında kendi ölüm fermanlarını imzalıyorlardı. Özellikle yaşlılar ve çocuklar ne olduğunu anlamıyordu. Sağ taraftakiler hayatta kalıyor, sol taraftakiler ise gaz odasına gönderiliyordu…“ Kitlesel ölümlerin organizatörü olan Adolf Eichmann, Vatikan aracılığı ile bir süre kaçmayı başarsa da, İsrail, 1960’da onu yakalayarak idam etti.

Auschwitz'teki tutukluların gaz odasına gidip gitmeyeceğine karar veren Doktor Joseph Mengele ise buranın azraili olarak anılıyormuş ve Arjantin üzerinden kaçmayı başarmış. 1978’de Brezilya’da bir deniz kazasında ölmüş. Anita Lasker, Mengele’yi şöyle anlatıyor:
“Dr. Mengele orada çeşitli deneyler yapıyordu. Kadınlar, deneylerin yapıldığı Auschwitz’in ünlü 10’uncu bloğuna getiriliyordu. Ve kadınlar deneylerde kobay olarak kullanılmak üzere kısırlaştırılıyordu… İkizlerle ilgili de yapılan deneyler vardı. Dilleri tamamen dışarı doğru çekilerek koparılıyordu, burun delikleri de zorla açılıyordu.“

Orada yaşanılan yaşatılan her şeyden, sadece birkaç cani sorumlu değildi tabi ki. Dünyanın, hepimizin insanlığımızdan utanç tarihiydi.   

Saturday, 24 May 2014

Beer Festival (Krakowski Festival Piwa)

23-24-25 Mayıs Krakow yakınında ki Błonia Zabierzowskie'de ki bira festivali için Dworzec Glowny'den tren için de 4 zl kişi başı ödeyerek yola arkadaşlarımızla çıktık.

Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk sonunda festivalin yapıldığı 30 hektarlık yeşil alanda Krakov Business Park yakınında indik.



 Patika yoldan aşağı doğru inince devasa alan rengarenk karşımızdaydı. 




İçeri girerken kişi başı 5zl ödedik, karşılığında bir jeton verdiler, bununla ancak yarım bira içilebiliyordu. 



 İçeriye girince aslında biraz hayal kırıklığına uğradım. Bira festivali değil de, daha çok aile çay bahçesine gelmişiz gibi hissettim. 

Çadırlarda satılan biralar ve yiyeceler, aileler için piknik masaları, çocuklar için oyun alanları, müzik ve dans alanı vardı. 

En çok dikkat çeken şey dünyanın en uzun kebabı olma yolunda ilerleyen şiş kebaptı. 



 İçerde de yine bira almak için önce uzun bir kuyruğa girip jeton alma zorunluluğu bence gereksizdi.

içerde ki jeton kuyruğu




 Bira fiyatları dışarıdan pek farklı değildi ama çeşit olarak iyiydi.  

Elinde telsiziyle yakınımızda duran bir görevlinin, üç beş kere düşen tepemizde ki şemsiyeye bir çözüm üretememiş olması biraz can sıkıcıydı. 




Genel olarak  bu festival pek bizi sarmasa da yeşil çimenlerin üzerinde müzikle oturup bira içmek, arkadaşlarımızla sohbet etmek iyi gelmişti.